COLBOVITA

Ürün Kodu: 1635 Kategoriler:
() Kişi Görüntüledi

COLBOVİTA®
Tip I-II-III Hidrolize Kollagen 5500 mg, Bor 6 mg, Hyaluronik Asit 10 mgGlukozamin sülfat 500 mg, Kondroitin sülfat 400 mg, Manganez 1 mg, D3 vitamini 5 mcg



Hidrolize Tip I Kollajen
Temel görevi vücut dokusunu bir arada tutmak olan kollajen tip 1, vücutta en çok bulunan kollajen tipidir. Vücut dokusunun parçalarını oluşturan eozinofilik liflerden oluşmaktadır. Vücuttaki tendon ve bağlarda bulunmaktadırlar. Kemikleri destekler, cildi korur, elastikiyet sağlar, dokuları bir arada tutar ve yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlarlar. Tendon, kas ve bağlarla birlikte kemik ve dişlerde de bulunurlar. Vücutta doğal yollarla var olan kollajen tip 1, yaşlandıkça azalmaya başlar. Bu sebeple takviye gıda olarak alınması tavsiye edilmektedir.

Hidrolize Tip II Balık Kollajeni
Kollajen tip 2, Tip 1‘den sonra vücutta en çok bulunan kollajendir. Kıkırdak matriksi tarafından üretilen tip 2 kollajen, eklem sağlığı ve kıkırdak oluşumu açısından oldukça önemlidir. Oluştuğu kıkırdak matrisi ise, kıkırdak içerisinde yer alan sıvı benzeri bir dokudur. Özellikle eklem ağrıları ve daha ileri eklem hastalıklarında oldukça etkili olmaktadır. Tip 2 kollajenin vücutta azalması tip 1 kollajene oranla daha yavaş fark edilir ve yaşlanma süreci boyunca da daha normal olarak kabul edilmektedir.

Hidrolize Tip III Kollagen
Tip 3 kollajen organlarımızı ve cildimizi oluşturan hücre dışı matrisin ana bileşeninden oluşmaktadır. Kan dokusunu oluşturmaya yardımcı olan tip 3 kollajen aynı zamanda cildin esnekliğini ve sıkılığını korumasına yardımcı olmaktadır. Kasları ve organları desteklemenin yanı sıra damarlara da elastikiyet vermektedir. Kırışıklıkları azaltır, esnekliği artırır, kemik matriksini destekler, sindirim sistemini destekler ve cilt nemlendirmesini artırabilir. Zayıf veya hasar görmüş tırnakları onarır ve ince telli saçları gürleştirir. Özellikle kollajen takviyelerinin en sık kullanım amacı tırnak ve saçlara sağladığı faydalardır.  

Bor
Bor, Kalsiyum ve Kemik Sağlığı, Bor ve insan sağlığı üzerinde yapılan çeşitli çalışmalar bor alımının metabolizmayı, kalsiyum, bakır, magnezyum, azot, glikoz, trigliseridler, reaktif oksijen ve östrojen emilimini ve kan, beyin ve kemik yapısı gibi birçok sistemin fonksiyonunu etkilediğini göstermektedir.

Bu nedenle bor; tıbbi alanda özellikle osteoporozda, kemik gelişiminde, artritte (iltihaplı romatizma) ve menopoz döneminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bor, kalsiyum, fosfor, vitamin D, magnezyum gibi çeşitli mikro besinlerin metabolizmasında regülatör bir rol oynamaktadır. Bor; kemik yoğunluğunu artırırken kalsiyum, magnezyum ve fosfor gibi minerallerin kemiğe bağlanmasını kolaylaştırır, kalsiyum ve magnezyum atılımını önleyerek kemik ve diş sağlığını korur.

Diğer taraftan bor’un kadınlarda östrojen erkeklerde testosteron hormon metabolizmasını olumlu yönde etkilediği birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. Bu durum, tıbbi olarak “osteoporoz” olarak ifade edilen kemik erimesinin ortaya çıkma riskini oldukça önemlidir. Kemik erimesi, yaş ilerledikçe gözlenme ihtimali artan bir halk sağlığı sorunudur. Her ne kadar kadınların sorunu gibi algılansa da aslında hem kadın hem de erkeklerin sorunu olduğu aşikârdır.

Bu bakımdan ileri yaşlarda erkeklere ve menopoz sonrası kadınlara kalsiyum takviyesi önerilmektedir. Ancak sadece kalsiyum almak doğru değildir. Kalsiyum vücudunuzdaki en önemli minerallerden biridir. Kasların, sinirlerin ve kalbin doğru çalışması, kan pıhtılaşması ve kemiklerin oluşumu için gereklidir. Kalsiyum minerali en çok dişlerde ve kemiklerde bulunur bu yüzden eksikliği görüldüğünde de en çok dişler ve kemikler etkilenir. Yani, eksikliğinde kemik erimesi neticesinde ufak darbeler sonucu incinmeler haricinde kemiklerde çatlamalar ya da kırılmalar görülebilir. Eklemlerde ve kemiklerde ağrılar görülür ve hareket kabiliyeti kısıtlanabilir.

Kas gelişimi ve sağlığı açısından da önemli olan kalsiyum, eksikliği halinde ellerde, kollarda uyuşmalar görülebilir, kasılmalar ve kramplar sık sık yaşanabilir. Bütün bunlarla birlikte kalp sağlığı da bozulabilir, kalp kasılmaları düzensizleşir, çarpıntı görülebilir. Yine kalsiyum eksikliği nedeniyle ruh hali çok çabuk değişebilir. Yorgunluk ve halsizliğin yanı sıra aşırı sinirli, gergin, huysuz, kaygılı ve depresiflik durumlar görülebilir.

Regl dönemi öncesi PMS olarak bilinen premenstrüel sendromun çok şiddetli yaşanmasına sebep olabilir. Halbuki regl (âdet) ve menopoz döneminde bor kullanımı östrojen düşüklüğüne bağlı stres ve depresif ruh hali değişiklikleri, ateş basması gibi sorunların en aza inmesini sağlar. Bor’un insan vücuduna en iyi belgelenen etkisi, kalsiyum metabolizmasına veya emilimine olan etkisidir. Bor insan vücudunda hemen her organda bulunmasına rağmen tiroit bezelerinde, sonrada kemik ve dişlerde daha yoğundur. Bor tiroit bezini uyararak vücudun kalsiyum, magnezyum ve fosfor metabolizmasını düzenler.

Bor yetersizliği tiroit bezinin aşırı çalışmasına sebep olur ve çok aşırı hormon salgılar. Aşırı tiroid hormonu ise kemiklerdeki kalsiyumun çözülüp kana karışmasına neden olur. Bu durum zamanla eklemlerde osteoartrit (eklem deformasyonu), osteoporoz (kemik erimesi), artrit (eklem iltihaplanması) ve diş çürüklerine sebep olur. Bor yetersizliği anlaşılmaz ve uzun süre devam ederse yumuşak dokuda sertleşme, kas krampları ve eklem sertleşmesi gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Ayrıca damarlarda kireçlenme, hormon bezlerinde sertleşme, böbreklerde taş oluşur.

Bor eksikliğinden kaynaklı bu olumsuzlukların ve yaş ilerledikçe ortaya çıkan ortopedik sorunların ortaya çıkma riskinin azaltılması ve üstesinden gelinmesi amacıyla bor konusunda Türkiye’de sağlık alanında bor kullanımının öncüleri olabilmek adına Tykon İlaç olarak içilebilir sıvı formda Colbovita flakon sağlık sektörünün hizmetine sunulmuştur. 

Hyaluronik Asit
Hyaluronik asit, insan vücudunda doğal olarak bulunan ve özellikle cilt üzerinde çeşitli etkileri olan maddelerden biridir. Bu madde göz ve eklem sıvılarında da bulunur. Amerikan İlaç Dairesi, hyaluronik asitin, belirli durumlarda enjeksiyon halinde kullanılmasını onaylamıştır.

Hyaluronik asit (HA), vücudunuzun bağ dokusunda doğal olarak bulunan, uzun dallanmamış karbonhidratlardan olan glikozaminoglikan yapıda bir maddedir.

Hyaluronik asit, cilt yapınızın ana bileşenlerinden biridir. Cildinizin dolgun ve nemli görünmesine katkıda bulunan bu madde kendi ağırlığının 1000 katına kadar su molekülü tutabilir. Cildin nem düzeyi yaşlandıkça azalır, çünkü hyaluronik asit seviyesi yaşla beraber düşer.

Glukozamin sülfat Glukozamin, Glikozaminoglikanların üretiminde önemli rol oynar. Glukozamin, kıkırdak hasarına neden olan enzimleri durdurarak, proteoglikan yıkımını inhibe eder. Böylece kıkırdak hasarının ilerlemesini yavaşlatır.

Kondroitin Sülfat
Kondroitin, vücuttaki en önemli glikozaminoglikanlardan biridir. Kondroitin kıkırdakta kondroitin-4-sülfat ve kondroitin-6-sülfat şeklinde bulunur. Yaşlanma ve osteoartritte özellikle kondroitin-4-sülfat üretimi azalır. Kondroitin, kıkırdakların su ve besinlerin tutması, kıkırdağın beslenmesi için gerekli besin maddelerinin kıkırdağa hareketi için en gerekli maddedir. (Hatırlatma: kıkırdak damarsızdır ve eklem sıvısından beslenir). Kondroitin sülfat, kıkırdak yıkımına yol açan lizozomal ve proteolitik enzimleri inhibe eder.  

MSM (Metil Sülfonil Metan)
En zengin organik sülfür (kükürt) kaynağıdır. %34 oranında sülfür içerir. Eklemlerde hareket kabiliyetini arttırır. Şişkinlik ve sıvı kaybını azaltır. Analjezik ve antienflamatuvar etkileriyle ağrıyı azaltır (vücutta doğal olarak bulunan antienflamatuvar hormon kortizolün etkisini arttırır).

Manganez Manganez bir oligoelementtir. Vücutta çok küçük miktarlarda mevcuttur. Kıkırdağın oluşumunda yer alan reaksiyonlarda görev yapan enzimlerin yardımcısı (kofaktörü) olarak görev yapar. Manganez, kondrositler içinde Glikozaminoglikanların sentezi sırasında reaksiyonların hızlanmasına katkıda bulunur. Eksikliğinde Glikozaminoglikanların optimal sentezi bozulur.   

D3 vitamini 
Biyokimyasal olarak sterol grubuna ait bir vitamin olması dolayısıyla yağda çözünebilir ve vücutta depolanabilir. D vitamini ailesine ait sterollerden en önemlisi kolekalsiferol yani vitamin D3’tür. Beslenme ile birlikte D vitamini bitkisel ya da hayvansal ürünlerden alınabilir. Aynı zamanda güneşten gelen ultraviyole b ışınları, öncül D vitamini formlarından deride fotokimyasal olarak D vitamini oluşturabilir. Normal koşullar altında insan vücudunda bulunan D vitamininin büyük bir kısmı deride sentezlenir. Beslenmeyle alınan veya deride sentezlenen D vitamininin vücuttaki metabolik görevlerinde yer alabilmesi için aktif formuna dönüştürülmesi gerekir. Bu aktifleşme süreci öncelikle karaciğerde sonrasında da böbreklerde gerçekleşir.

D vitaminin en temel görevi kemikte ve kan dolaşımında yer alan kalsiyum miktarının ayarlanmasıdır. Bu işlevini, ince bağırsaklardan kalsiyum emilimini arttırıp, böbrekler vasıtasıyla da atılımını azaltarak yerine getirir. Dünya üzerinde yaklaşık olarak 1 milyar insanın D vitamini eksikliği olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle D vitamini eksikliği küresel bir sağlık problemidir ve eksikliğinin en önemli sebebi de temel oluşum mekanizması olan güneş ışığından faydalanmanın azalmasıdır. 

Kemiğin mineral içeriğinin büyük çoğunluğunu kalsiyum ve fosfor iyonları oluşturur. D vitamini eksikliğinde kemik mineralizasyonu doğru şekilde gerçekleşemeyeceği için iskelet sistemi ile ilgili birtakım problemler meydana gelir. Çocuklarda D vitamini eksikliğine bağlı oluşan iskelet sistemi hastalığına raşitizm adı verilirken bu durum erişkinlerde meydana geldiğinde osteomalazi adını alır. Osteomalazi gelişimi sonrası en belirgin yakınma sırt, kalça ve bacaklarda meydana gelen ağrıdır. Bu ağrı genellikle belden başlayarak vücudun diğer bölgelerine yayılır. Aynı zamanda D vitamini seviyesinin düşük olması dolaylı yoldan kemik yıkımını arttırması nedeniyle eğer kişide osteoporoz mevcut ise bu durumu hızlandırıp kötüleştirebilir.  

 

D vitamini eksikliği sonucu dolaşım sistemi de etkilenebilir. Yeterli düzeyde D vitamini varlığında, damar sertleşmesi daha az oluşur ve özellikle kalbin beslenmesinden sorumlu koroner damarlarda dolaşan kan akımı korunur. Kalp ve damarlar üzerinde bu koruyucu etkileri sayesinde kardiyovasküler tedaviye ek olarak normal vitamin d seviyeleri, kişinin tansiyonunun aşırı yükselmesi ya da kalp krizi geçirme ihtimaline karşı koruyucu etki yapabilir. 

 

D vitamini eksikliğinin ilişkili olabileceği diğer bir hastalık grubu ise psikiyatrik bozukluklardır.  D vitamini sinir hücrelerinin sağlıklı çalışması için önemli rol oynar. Anne karnında D vitamini eksikliğine maruz kalan bir çocukta otizm ve şizofreni gibi yapısal bozukluklar ortaya çıkabilir. Aynı zamanda D vitamini seviyelerinin düşük olması depresyon ile de ilişkilendirilmiş olup, çağımızın önemli sağlık sorunları olan depresyon ve kaygı bozukluğunda D vitamini seviyelerinin normal olması hastaların tedavilerine katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. D vitamini seviyesi normal olan bireylerde yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan durumların yavaşlaması beklenebilir.             

C Vitamini

Aynı zamanda askorbik asit olarak bilinen C vitamini, insan vücudunun, kan damarları, kıkırdakları, kasları ve kemiklerde bulunan kollajen proteini oluşturmak için ihtiyaç duyduğu bir vitamin türüdür.

C vitamini dokuların oluşturulmasının yanı sıra vücudunun çeşitli yaralanmalardan sonra iyileşme süreci için büyük bir öneme sahiptir. Askorbik asit bir monosakkarit türüdür ve hemen bütün canlı dokularında bulunur.

C vitamini, serbest radikaller olarak adlandırılan zararlı moleküllerin yanı sıra toksik kimyasallar ve sigara dumanı gibi kirleticilerden kaynaklanan hasara karşı vücudu koruyabilen birkaç antioksidandan biridir.

Vücutta oluşan kanser, kalp hastalığı ve artrit gibi sağlık sorunlarının gelişmesini önlemeye katkıda bulunacağı için düzenli ve yeterli C vitamini alınması bu durumların önlenmesine yardımcı olur.

Çinko
vücut için gerekli olan eser minerallerden biridir. Çinko vücut tarafında üretilmediği için dışarıdan alınması gereken esansiyel bir moleküldür. Birçok kişi tarafından sanılanın aksine çinko vitamin değildir. Çinkonun önemini anlamak için öncelikle enzimlerden kısaca bahsetmek gerekir.

Vücut içerisinde gerçekleşen her bir reaksiyonun tam randımanlı bir şekilde çalışabilmesi için gerekli olan maddelere enzim denir. Enzimler işlevlerini yerine getirirken belirli mineraller ve vitaminlerden faydalanır. İşte çinko da bu minerallerin en önemlilerinden biridir. Çinko vücutta yaklaşık 200 enzimin çalışması için gereklidir. Bu nedenle de sağlıklı vücut fonksiyonları için çinko mineraline ihtiyaç vardır.

Çinkonun; bağışıklık sistemini desteklemek, saç, tırnak, cilt sağlığına katkıda bulunmak, kemik mineral yoğunluğunu artırmak, antioksidan etkinlik göstermek, göz hastalıklarının tedavisine destek olmak gibi birçok fonksiyonu bulunur. Vücutta birçok reaksiyonun sonunda vücuda zararlı olan antioksidan maddeler oluşur. Özellikle sigara kullanımı gibi sağlığa zarar verici maddeler antioksidan oluşmasını artırır. Bu maddelerin vücuttan uzaklaştırılması ya da zararsız hale getirilmesi gerekir. Antioksidan maddelerin uzaklaştırılması için belirli enzimler ve moleküller kullanılır. Vücutta üretilen süperoksit dismutaz adı verilen enzim, vücudun doğal antioksidanıdır. Bu doğal antioksidanın çalışabilmesi için mutlaka çinko mineraline ihtiyaç vardır. Çinko eksikliği durumlarında bu enzim tam çalışamadığı için vücudun antioksidan kapasitesi düşmektedir. Bu nedenle, vücudun antioksidan kapasitesini arttırmak ve koruma sağlayabilmek için çinko takviyesi kullanılması önerilir. Çinko antioksidan etkisi sayesinde bağışıklık sistemi hücrelerini koruyarak hücrelerin aktivitelerini yerine getirebilmesine yardımcı olur.  Böylece hastalıklara yakalanma riski azalır. Antioksidan etkinliğin haricinde bağışıklık sisteminin önemli bir grubu olan T lenfositlerin olgunlaşma süreci içinde çinko mineraline ihtiyaç vardır.

Çinko kemik sağlığı için de önemli bir mineraldir. Özellikle kalsiyum, çinko ve magnezyum bir arada düzenli kullanıldığında, kemik mineral yoğunluğunun artırılmasına destek sağlar. Çocuk gelişimi üzerine yapılan araştırmalarda, çinko eksikliği yaşayan çocukların akranlarına göre boylarının kısa olduğu gözlemlenir. Çinko, yetişkinlerde ve spor yapanlarda genel kemik sağlığını, yaşlılarda ise kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz tedavisini destekler.

C vitamini, kollajen üretimi için gerekli bir vitamindir. Kollajen üretimi ise kemik gelişiminin önemli bir basamağıdır. Kemiğin gelişim prosesinde önemi olan C vitamini ve çinkonun bir arada alınmasının gelişim seyri üzerine pozitif etkisi olduğunu gösteren klinik çalışmalar vardır.Saç, tırnak ve cilt dokusunun ortak noktası keratin dokudur. Keratin dokunun sağlıklı olması bu üç dokunun da sağlıklı olmasını beraberinde getirir. Yapılan araştırmalar, çinko takviyesinin saç dökülmesinde ve tırnak kırılmasında azalma sağladığı gösterir. İşte bu yüzden çinko eksikliğine bağlı alopesi (saçkıran) görülen bireylerde çinko takviyesi ile saçlarda yeniden uzama sağlanabilir. Saç dökülmesi ile çinko eksikliği arasında güçlü bir korelasyon olduğunu gösteren çalışmalar da vardır.

Cilt dokusu açısından değerlendirildiğinde ise çinkonun özellikle cilt onarıcı etkinliğe sahip olduğu için cildin yenilenmesine destek sağladığı biliniyor. Akne tedavisi gören bireylerde, akne sonrası ciltte kalan yaraların iyileşmesine destek olmak amaçlı çinko takviye önerilir.

Çinko, boğaz bölümünün iç dokusuna tutunma kabiliyetine sahiptir, bu bölgeye tutunarak lokal olarak da etkinlik gösterebilir. Çalışmalar pastil olarak hazırlanmış formüllerin boğaz enfeksiyonlarının tedavisine destek olduğunu gösteriyor. Çinko özellikle iştah artışının desteklenmesinde de önerilir. Tat duyusunun çalışması için dil üzerindeki reseptörler (algaçlar) görevlidir. Bu reseptörler ancak çinko varlığında tam çalışır ve tüketilen gıdanın tadının algılanmasını sağlar.    

Biotin

İnsan sağlığı için son derece önemli kabul edilen B vitamini grubuna ait olan biotin, pek çok doğal gıdadan alınabilen ve vücudun çok sayıda normal fonksiyonunu destekleyen bir vitamindir. Suda çözünebilen biotin, vücutta depolanmaması ve fazla alınması durumunda idrar yoluyla sistemden dışarı atılabilmesiyle de öne çıkar. Biotin üzerine yapılan çalışmaların önemli bir bölümü, B7 vitamininin normal enerji oluşumuna, normal saç tellerinin ve cildin korunmasına katkıda bulunduğunu öne sürer. Biotinin hamilelik sürecindeki kadınlar için de önemli bir vitamin olduğu kabul edilir. Biotin, sağlıklı normal tırnakların korunmasını isteyen kişiler tarafından da sıklıkla kullanılır. Biotin aynı zamanda insan vücudunda besinlerin enerjiye dönüşmesinde vücudun normal fonksiyonlarına yardımcı olur. Vücutta aktif şekilde görev alan 5 farklı enzimi destekleyen biotinin bu sayede her türdeki gıdanın normal metabolizmasına yardımcı olduğu düşünülür. Biotin eksikliği yaşayan kişilerde kolay saç kırılması, tırnak kırılması, cilt kuruluğu, hâlsizlik gibi problemler gözlemlenebilir.   

 

Glutatyon 

Glutatyon ya da GSH, hücreleri serbest radikaller, peroksitler ve ağır metaller gibi reaktif oksijen türlerinin toksik etkilerinden koruyan bir antioksidandır. Tripeptid yapısındadır ve γ-glutamil-sisteinil-glisin bilimsel adıyla tarif edilir.Glutatyon, hücrelerin enerji santralleri olan mitokondrilerin sağlıklı bir şekilde çalışması için gereklidir. Hasarlanmış veya işlev bozukluğu olan mitokondrilerin kanserleşme sürecinde kritik bir yeri vardır. Mitokondrilerin çalışması toksinler veya sağlıksız hücresel ortam nedeniyle bozulduğunda hücre solunum için oksijen yerine glukoz (şeker) kullanılan daha ilkel bir solunum formuna geçtiğinde kanserleşmektedir.

Sağlıklı kalmak, performansınızı artırmak, hastalıkları önlemek ve yaşlanmanın etkilerinden korunmak,  bağışıklık işlevi ve enflamasyonun kontrolü için glutatyon düzeyleri yüksek tutulmalıdır. Araştırmalar yüksek glutatyon düzeylerinin kas hasarını azalttığını, kasların iyileşme süresini kısalttığını, kas kuvveti ve dayanıklılığını artırdığını ve metabolizmayı yağ depolama yerine kas yapımına kaydırdığını göstermektedir.

Glutatyon, sağlıklı kalmak ve hastalıktan korunmak için en önemli moleküllerden biridir. Yaşlanma, kanser, kalp damar hastalıkları, bunama (demans) ve başka birçok kronik/dejeneratif hastalığın önlenmesinde temel öneme sahip olan glutatyon üç yapı taşından oluşur, bunlar  sisteine, glisin  ve glutamin  aminoasitleridir. Glutatyon vücudumuzda doğal olarak üretilir. Glutatyona “ana anti-oksidan” denilmesinin sebebi, onun serbest radikalleri yakalayarak karaciğere taşır ve burada  kendisini  yenileyerek tekrar işine geri dönmesidir. Serbest radikaller, çoğu zaman normal hücre metabolik oksidasyonunun yan ürünleri ve toksik atıklarıdır. Anti-oksidanlar tarafından etkisiz hale getirilmediklerinde otoimmün hastalıklara, kanser gibi kronik hastalıklara yol açabilirler.

Vücut doğal yoldan glutatyon üretmekte ama bu yaşla birlikte azalmaktadır. Toksinler de glutatyon düzeylerinin azalmasına neden olmaktadır. Glutatyon azaldığında serbest radikallere karşı korunamadığımız için bu moleküller vücut yapılarına zarar verebilmektedir. 

Aktif Glutatyon (GSH): Glutatatyon serbest radikalleri toplayarak doyduğunda karaciğerde kendini yenilemektedir. İdeal şartlarda glutatyonun %10’u inaktif (oksitlenmiş) durumda iken %90’ı aktif formdadır. GSH olarak da bilinen aktif glutatyon %90’ın altında düştüğünde serbest radikallerle savaşı kaybetmeye başlarız. Toksinler daha da biriktiğinde GSH azalmaya devam eder. GSH %70’in altına düştüğünde bağışıklık sisteminde bozulma görülür.

Vücudumuzdaki glutatyon (GSH) düzeylerindeki eksiklik iç ve dış faktörler olmak üzere iki kategoriye bağlı olabilir.

İç faktörler vücudumuzda bağışıklık, DNA onarımı, oksidatif stresten korunma gibi çeşitli süreçlerin önemli bir parçası olan glutatyona duyulan gereksinimin artmasıyla ilgilidir.

Her gün maruz kaldığımız toksik ve zararlı maddeler gibi dış faktörler  kayda değer miktarda glutatyonun detoksifikasyon için kullanılması sonucunu doğurur. 

Bu maddelerden bazıları şunlardır:
Asetaminofen (parasetamol) ;
Aseton, çözücüler (tiner);
Akaryakıt ve yan ürünleri;
Ağır metaller (civa (diş dolguları, aşılar, dövmeler), kurşun, kadmiyum, bakır vb.);
Böcek öldürücüler (pestisitler), zirai mücadele ilaçları (herbisidler);
Nitratlar ve kimyasal gıda katkıları (salam, sosis, tütsülenmiş gıdalar vb);
Yapay tatlandırıcı aspartam;
Sentetik gıda boyaları;
Benzopirenler (sigara dumanı, mangal dumanı, egzos dumanı vb.);
Alkol;
Ev temizlik ürünleri (deterjanlar, çamaşır yumuşatıcılar, oda kokuları, naftalin, temizlik malzemeleri, beyazlatıcılar vb.);
Mutfak malzemeleri (yapışmayan tava kaplamaları, plastik saklama kapları, konserve kutuları ve karton ambalajların iç kaplamaları vb.);
Formaldehid ve stiren (fotokopi ve printer toner mürekkepleri);
Klorlu su;
Röntgen ışınları;
UV radyasyon;
Elektromanyetik alanlar (EMF);
Endüstriyel atıklar.

Diğer dış faktörler:
Yetersiz beslenme – kofaktör olan vitamin ve minerallerin eksikliği sonucunda glutatyon sentezi yetersiz kalır, başka antioksidanların yetersizliği de glutatyonun harcanmasına neden  olur;
Aşırı egzersiz – vücutta fazla miktarda serbest radikal oluşması sonucunda glutatyonu harcanmasına neden olur;
Kronik stres;
Kaygı, endişe;
Depresyon;
Gece saatlerinde ışığa maruz kalınması melatonin salınmasını baskılayarak glutatyonun azalmasına neden olur (başucu lambaları, cep telefonu, tablet gibi Cihazların ekranından yayılan mavi ışık);
Yaş - 20 yaşından sonra doğal glutatyon üretimi her on yılda ortalama %10 azalmaktadır.

Bu faktörlerin tümünden kaçınmamız mümkün değildir ama pek çoğunu düzenli yaşam tarzı, toksinlerden kaçınma ve detoks yaparak minimize edebiliriz.

Boswellia Serrata

Boswellia, Akgünlük olarak da bilinen bir ağaçtan elde edilen bitkisel bir özdür. Akgünlük ekstraktları Asya ve Afrika halk tıbbında yüzyıllardır kullanılmaktadır. Kronik iltihaplı hastalıkları ve bir dizi başka sağlık sorununu tedavi ettiğine inanılmaktadır.

Kireçlenme üzerine etkilidir

Akgünlük ekstrelerinin kireçlenme üzerindeki etkisine ilişkin birçok çalışma, kireçlenme ağrısı ve iltihabı üzerinde etkili olduğunu bulmuştur. Phytomedicine dergisinde yayınlanan bir araştırma, kireçlenme nedenli diz ağrısı olan ve boswellia alan 30 kişinin hepsinin diz ağrısında bir azalma olduğunu belirlenmiştir. Ayrıca diz esnekliğinde bir artış da bildirilmiştir (Kimmatkar vd 2003).

Daha yeni çalışmalar kireçlenme için sürekli kullanımını desteklemektedir. Başka bir çalışma, zenginleştirilmiş özütün dozajının artırılmasının fiziksel kabiliyette bir artışa yol açtığını bulmuştur. Ayrıca akgünlük ekstresi takviyesi kıkırdağı parçalayan bir enzimin seviyelerini düşürmeye yardımcı olmuştur (Vishal vd 2011).

Romatoid artriti azaltır

Romatoid artrit tedavisinde boswellia’nın yararlılığı üzerine yapılan çalışmalar karışık sonuçlar göstermiştir. Journal of Rheumatology’de yayınlanan eski bir çalışma, boswellia’nın eklem şişmesini azaltmaya yardımcı olduğunu bulmuştur. Bazı araştırmalar, boswellia’nın otoimmün sürece müdahale edebileceğini ve bu da onu Romatoid artrit için etkili bir tedavi haline getirebileceğini öne sürmektedir. Daha fazla araştırma, etkili anti-

enflamatuar ve bağışıklık dengeleme özelliklerini desteklemektedir (Chopra vd 2000)

İltihaplı bağırsak hastalığı (IBH) üzerine etkilidir

Bitkinin antienflamatuvar özellikleri nedeniyle Crohn hastalığı ve ülseratif kolit (ÜK) gibi enflamatuar bağırsak hastalıklarının tedavisinde etkili olabilir. 2001 yılında yapılan bir çalışmada, özel bir akgünlük ekstresi reçeteli bir ilaç olan mesalamin ile karşılaştırmıştır.  Çalışmada boswellia özütünün Crohn hastalığının tedavisinde etkili olabileceğini göstermiştir (Gerhardt vd 2001).

Astım üzerine etkilidir

Bronşiyal kasların kasılmasına neden olan lökotrienlerin azaltılmasında rol oynayabilir. 1998 yılında yapılan bir çalışmada, akgünlük alan kişilerin astım semptomları ve göstergelerinde azalma yaşadığını bulmuştur. Bu, bitkinin bronşiyal astım tedavisinde önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Araştırmalar boswellia’nın pozitif bağışıklık dengeleme özelliklerinin astımda meydana gelen çevresel alerjenlere aşırı reaksiyona yardımcı olabileceğini göstermiştir (Gupta vd 1998).

Kanser üzerine etki

Etken madde olan boswellic asitler, kanser büyümesini engelleyebilecek çeşitli şekillerde etki göstermektedir. Boswellic asitlerin bazı enzimlerin DNA’yı olumsuz etkilemesini engellediği gösterilmiştir. Çalışmalar ayrıca akgünlükte bulunan bileşenlerin gelişmiş meme kanseri hücreleriyle savaşabileceğini ve kötü huylu lösemi ve beyin tümörü hücrelerinin yayılmasını sınırlayabileceğini bulmuştur (Suhail vd 2011).

Başka bir çalışma, boswellic asitlerin pankreas kanseri hücrelerinin istilasını baskılamada etkili olduğunu göstermiştir. Yapılan yeni çalışmalar ile anti-kanser aktivitesi daha iyi anlaşılmaktadır (Park vd 2011).

Kullanım Önerisi: 18 yaş üzeri yetişkinlerde yatmadan önce gün 1 flakon içilmesi önerilmektedir.

ilaç değildir. Takviye edici gıdadır.

Ticari Takdim Şekli: 30 ml lik 30 flakon içeren karton kutularda.